Bugün Boğaz’a dokunarak ünlü çay bahçelerinde çayınızı içebileceğiniz, günün bütün yorgunluğunu atabileceğiniz Boğaz’ın en keyifli duraklarından birisidir Emirgân.. BAZI KENTLERİN TARİHİNİ YAZMAK ZORDUR EMİRGAN SARIYER İSTANBUL Emirgan İstanbul boğazının Rumeli yakasında yer alan şirin semtlerden birisidir. İlçe olarak Sarıyer'e bağlıdır. Yüzyıla yakın bir süredir, Emirgan, Baltalimanı ve Boyacıköy halkı bir arada yaşamış kendilerini aynı semtin insanı olarak görmüşlerdir. En büyük dostluklar ve günümüze yansıyan komşuluk ilişkileri hala devam etmektedirler. Ancak yapılaşmanın getirdiği nüfus hareketi sonucu yerli olmayan halkın sayısının artması, bu üç semt arasında doğal bir ayrımı beraberinde getirmeye başlamıştır. Bizim; " Emirgan'ın kuzeyinde Rumelihisar'ı vardır" şeklinde belirtmemizin ve Baltalimanı ve Boyacıköy'ü atlamamızın asıl sebebi budur. Ayrıca sitemizde Boyacıköy ve Baltalimanı ayrıca incelenecektir. Ancak şu bir gerçektir ki; bu üç semtin yerlileri hala birbirlerini aynı mahallenin insanları gibi görmekte ve günümüzde görmeye hasret kaldığımız komşuluk ilişkileri en sıkı bir biçimde devam etmektedir. Emirgan çok eski bir yerleşim bölgesi değildir. Antik çağla ilgili herhan gi bir bulguya rastlanmamıştır. Ancak Bizanslılar döneminde isminin " Kiparodis " olduğu ve Rumca'da " serviler " anlamına geldiği bilinmektedir. Bu adın verilmesinin sebebi ise yörenin Servi ormanları ile kaplı olmasıydı. Emirgan'da yerleşim 16. yüzyılın ortalarında Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa'nın nişancılarından Feridun bey'e bu büyük alan hediye edilince başlar. Önceleri bir yazlık köşk ve müştemilatı yapıldı, sonra da diğer binaların yapımı dolayısıyla yerleşimin devamı sağlanmış
oldu. Emirgan semtinde incelenecek başlıklar şunlardır. Emirgan
Tarihi yerler ve sosyal yaşam
Emirgan vapur iskelesi
Şerifler yalısı
Giritli Mustafa paşa yalısı
Karadağ yalısı
Emirgan camii
Emirgan camii çeşmesi
Emirgan cami Muvakkithanesi
Atlı köşk / Sabancı müzesi
Emirgan korusu ( pembe köşk-sarı köşk-beyaz köşk)
Emirgan İstanbul'un fethinden sonra yüzyıul boyunca boş kalmış ve fazla rağbet görmemiştir. yüzyılda Kanuni Sultan Süleyman döneminde (1520-1566) Divan-ı Hümayun katiplerinden Ahmet Feridun paşa buraya yazlık bir köşk yaptırmış, bahçesinin güzelliği ile ünlü olan bu bölgeye de " Feridun paşa bahçeleri " denilmiştir. Bu bahçede bir yazlık köşk, bir av köşkü bulunuyordu. En son yazlık bahçelerinin yapımıyla da köye yönelik ilk iskân da tamamlanmış oldu. Murad 1635 yılında Revan kalesi'ni hiç çarpışmadan Osmanlılara teslim eden Emirgûneoğlu Tahmasb Kulu han'ı İstanbul'a getirmiş, adını Yusuf paşa olarak değiştirerek Feridun paşa bahçelerini ona bağışlamış. Bu bağıştan sonra bahçenin adı Emirgûneoğlu bahçesi olarak anılmaya başlanmış. Eremya Çelebi Boğaziçi'ni anlattığı kitabında Emirgûneoğlu Yusuf Paşa'nın bahçesinin güzelliğinden ve köşkünün görkem ve harikulâdeliğinden bahseder. Ayrıca bu parlak genç adam, aynı zamanda kültürlü ve zarif bir meclis adamıdır. İstanbulda başlattıkları hayat tarzı, şehir yapısında renkli, fakat toplum hayatında kara sayfalar oluşturur. Sultan Murat, Yusuf Han'a Mütehassıs, has Nedim ünvanını verir. İstanbul halkı ise bu genç adama, yani Yusuf paşa'ya Emuri Kün adını takar. Kûn kelimesinin anlamı için Farsca bir sözlüğe bakmak yeterlidir. Ancak edepli olan vakanivüsler (tarihciler) bu lakabı Emirgüne, Emirgüneoğlu şekillerine çevirdiler. Güzelliği kalem ile tarif edilemeyen koruya da Emirgüne bağçesi adını verdiler. Giderek bu isim halk arasında pek de uygun olan bir şekilde Emirgân olarak kullanılmaya başlandı. Sultan Murad, iri yarı, pehlivan yapılı, ancak gece hayatı ve sefahat ile içten içe çürümüş bir çınar ağacı gibiydi ve birden bire bir gün devrilecekti. Dinini ve devletini sevenler bir ihtilali değil; Sultan murat'ın yıkılacağı işte o günü bekliyorlardı. 10 Eylül 1623 pazar günü, imparatorluk tahtına 12 yaşında oturan Sultan IV. Murat, 28 yaşında hayata gözlerini kapayınca, Yusuf han firar etmek üzere hazırlıklara başladı. Ancak yeni padişah İbrahim'in emri ile idam edildi. Bu bölge, Yusuf paşa'nın idam edilmesinden sonra el değiştirerek, Sadrazam Merzifonlu kara Mustafa paşa'ya tahsis edilir. Viyana'yı fethedemeyen Merzifonlu Kara Mustafa paşa'nın bu bahçesi 1778 yılından itibaren elinden alınarak yeniden devlet arazisi olarak kayıtlara geçmiş ve padişah I. Abdülhamit tarafından bir imarete vakfedilmiştir. Ayrıca arazini büyük bir kısmı da parsellenerek, buraya yerleşmek isteyen halka satılmıştır. Sultan Abdülhamit, kendi döneminde ve 1779-1780 yılları arasında buraya bir cami, bir meydan çeşmesi, bir hamam ve çok sayıda dükkan yaptırır. Rumelihisarı'nda bulunan gümrük de buraya taşınır. Köy, III. Selim zamanında daha da önem kazanır. Ancak, gayrimüslimlerin buradan çıkarılması ve Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın da VI. Mehmed'in emriyle idam edilmesiyle birlikte buraları uzun bir süre boş kalır. Emirgân, Sultan III. Ahmed döneminde Şeyhülislam Mirza Mustafa Efendi'ye, daha sonra oğlu Mehmet Salim Efendi'ye, I. Mahmud döneminde ise, Şeyhülislam Vassaf Abdullah Efendi'ye verilir. Vefatu sonucunda oğluna, daha sonra da Mehmed Saif efendi'ye geçer. II. Mahmud dönem,nde görev yapan Bostancıbaşılardan birisinin tuttuğu kayıtlara bakılırsa Emirgan'da zimmet halifesi, defterdar, gümrükçü, kadı, sure emini, müderris gibi pek çok devlet erkanı oturmaktaydı. Ayrıca burada bir nakşibendi dergahının da bulunduğu yine kayıtlarda yer almaktadır. Emirgan-İstinye arasında bulunan ve Tokmakburnu diye anılan bölge ise bir zamanlar korsanların yatağı ve sığındığı bir yer olmuştur. Sultan Abdülmecit döneminde cami yakınına Muvakkithane ve ona ek olarak caminin su deposu inşa edilerek buraların geliştirilmesi sürecinde bir adım daha atılmış olur. Hidiv İsmail paşanın sarayı ise, döneme ait önemli yapılardan biri olarak kaynaklarda bir güzellik abidesi olarak geçmektedir. Bugün bu saraydan herhangi bir iz kalmamıştır. Emirgan caminin bitişiğindeki Şerif Abdullah Efendi yalısının Harem bölümü 1958 yılınada sahil yolu yapım çalışmaları sırasında yıkılmış, selamlık kısmı ise 1985 yılında yeniden restore edilerek 1. derece tarihi eser olarak koruma altına alınmıştır.
Şirket-i Hayriye'nin 1914'e ait Boğaziçi adlı salnamesinde, semtin suyunun bol olduğu, ayrıca semtin güney batısında kanlıkavak adlı menba suyunun bulunduğu, bir adet iptidai mektebi ile iki rüştiyenin var olduğu, günlük vapur yolcu sayısının ise 400 civarında olduğu belirtilmektedir. Semtin simgesi olan ve bülbülleriyle anılan Emirgan korusu içersinde renkleri ile adlandırılan üç köşk bulunmaktadır. Emirgan, ünlü korusunun haricinde; sahil de bulunan çay bahçeleri ile sahil yolu gezinti ve dinlenme alanları ile Boğaziçi'nin tercih edilen en güzel yerlerinden biri olmuştur. Özelli,kle Emirgan cami ve Emirgan çeşmesinin hemen yanında çınar ağaçları altında bulunduğu için aynı isimle anılan Çınaraltı çay bahçeleri, eskiden beri aydın kesimin uğrak yeri olmuştur. 19. yüzyıl ve 20. yüzyıl başlarında tanınmış edebiyatcıların sohbet ettiği hatta bu nedenle aynı adla anılan bir edebiyat dergisine de kaynaklık eden ünlü kahve, 1960 lı yıllardan sonra bu tür edebiyat sohbetlerinden mahrum kalmıştır. Dolayısıyla bu sohbetleri oluşturan edebi kimliklerde buraya uğramaz olmuştur. Günümüzde ise Çınaraltı çay bahçeleri edebi özelliğinden çok turistik yönü ile kalabalık toplayan bir yer olmuştur.
Özellikle Cumartesi ve pazar günleri çınaraltı çay bahçeleri "iğne atsan yere düşmez" dedirtecek bir kalabalığa sahne olur. Bu nedenle Emirgan'ın yerli halkı, bu kalabalığın rahatsız edici ortamından kurtulmak amacıyla erken saatlerde bu bahçeye iner, alışılmış selamlaşmalarının ardından çay yada kahvaltı keyfini yaparak tekrar evlerine çekilir ve yerlerini oluşacak kalabalığa bırakırlar. Bir zamanlar edebiyat sohbetlerinin yapıldığı bu yerde şimdilerde Arabesk müziğin kulak tırmalayıcı nağmelerini duyabilirsiniz. Emirgan'a 1933-1934 yılları arasında boyacıköy mahallesi ile birlikte "Uluköy" adı verilmiş, bir ara "Mirgün" olarak anılmış, ancak bu isimler tutmadığı için "Emirgan" olarak kalmıştır.
1956- 1960 yılları arasında İstanbul imar hareketleri çerçevesinde açılan "Boğaz sahil yolu" Emirgan'dan da geçirilmiş, rıhtım, deniz doldurulmak suretiyle yeniden inşa edilmiştir. Bu gelişmeler sonucunda Emirgan'ın nüfusu [ Emirgan, Boyacıköy, Baltalimanı, korunun batı yamaçları ve Reşitpaşa yerleşimleri ile birlikte] 1955'de yaklaşık dört bin iken, istanbul'a yönelik büyük göç dalgalanmaları sonucunda sürekli artış göstermiş ve günümüzde sadece Reşitpaşa mahallesinde nüfus 11.000 olmuştur.
Çınaraltı, tarihi çınar ağaçları ile ünlüdür. Bunlardan ikisi asırlık ağaçlardandır. Uşaklıgil villası bahçesindeki sedir ağacı ile su sediri ağacı da asırlık ağaçlardan olup, sedir ağacının çevresi 3 metre, su sediri ağacının çevresi ise 2.65 metredir. tarihi yerler:
Yeni bir yerleşim bölgesi olan Emirgan'da çok sayıda tarihi eser bulunmaktadır. Bunların bir kısmını başlıklar altında aşağıda ki satırlarda inceleyeceğiz. Ama yinede bu tarihi yapıları kısa da olsa belirterek geçmekte fayda var. Bu tarihi eserlerden en önemlisi Emirgüneoğlu köşküdür. İdam edildikten sonra bu köşk Kara Mustafa paşa tarafından kullanıldı. Daha sonra Mirza Mustafa efendiye, sonra da Mehmet Emin Salim ve daha sonra da Vassaf Abdullah efendiye geçti. Ancak Sultan I. Abdülhamid döneminde köşk yıktırılarak yerine cami, çeşme, hamam, dükkan ve evler yapılarak yerleşim bölgesi olarak gelişmeye başladı. Emirgan-Çınarltı mevkiinde bulunan Emirgan camii, 1781 yılında Sultan I. Abdülhamid tarafından, erken yaşta ölen kardeşi Mehmed ve onun annesi Hümâşah kadın adına yaptırıldı. Külliye olarak yaptırılan caminin hamamı, çeşmesi, fırını, değirmeni de bulunmaktaydı. Bunlardan bir kısmı günümüze ulaşmamıştır. Bu cami, Emirgüneoğlu Yusuf Paşa'nın yaptırdığı sahilsarayın yerine inşa edilmiştir. Bugünkü cami Sultan II. Mahmud döneminde(1808-1839) eski caminin yerine yeniden yapılmıştır.(1838). Caminin doğu tarafına yapılan ve tüm cepheyi boydan boya kaplayan hünkar kasrı, ahşap ve müstakil olup, ayrı girişi vardır. Bu camiye Emirgan Hamid-i Evvel camii de denilmektedir. Serhazin Süleyman ağa cami baltalimanı deresinin doğu tarafındadır. Baltalimanı semtine adı verilen Baltaoğlu Süleyman Bey adına yapıldığı için semt sınırlarına bakılmaksızın Baltalimanı ile özdeşleşmiştir. Bu cami 15.yüzyılda inşa edilmiş olmasına karşın, 1826-1827 yılları arasında onarılırken eski hüviyetinden uzaklaşmıştır. 1960 yılında ki onarım ve restorasyon çalışmaları sonucunda ise tarihi özelliğini tamamen kaybetmiştir. Tarihi eserlerden biri de çınaraltı'nda bulunan Muvakkithanedir. Cami inşaatından altı yıl sonra ve 1844 yılında Sultan Abdülmecid tarafından yaptırılmıştır. Muvakkithane Cumhuriyet döneminde değişik amaçlar için kullanıldı. Uzun süre Emirgan Spor kulübü binası olarak işlev gördü. Günümüzde ise büfe ve çay bahçesi işletmeciliği olarak kullanılmaktadır. Abdülhamid han çeşmesi de cami ile birlikte yapıldı. Tarihi Çınaraltı mevkiinde, Muvakkithane caddesinin tam ortasında inşa edilen bir meydan çeşmesidir. Çeşme 1782 yılında Sultan I. Abdülhamid tarafından, genç yaşta ölen kardeşi Mehmed ve onun annesi Hümâşah kadın adına yaptırılmıştır. Bu nedenle çeşmeye " şehzade Mehmet çeşmesi" yada "Hümâşah kadın çeşmesi" de denilmektedir. Sadrazam Hazeıpare Ahmet Paşa tarafından 1647 yılında Baltalimanı cami yanında yaptırılan çeşme de korunamamış ve yok olup gitmiştir. Fatma Atiye hanım çeşmesi 1842 yılında Muvakkithane caddesi üzerinde yaptırılmıştır. Bu çeşme günümüzde harap bir durumda olup kullanılmamaktadır. Rengigül Hanım çeşmesi de 1904 yılında yapılmış fakat zamanla bu çeşme de yıkılıp yok olmuştur. Halk çeşmesi ise 1934 yılında yapılmış olup Doğu Muvakkithane caddesi üzerindedir ve tarihi değeri yoktur. Emirgan'da iki adet tarihi İmam suyu çeşmesi vardıır. Bu çeşmelerden biri Emirgan camii bahçesi içersindedir. Bu çeşme 1957 yılında yapılmış olup bir kaç kez onarım görmüştür ve tarihi bir değeri yoktur. İkinci İmam suyu çeşmesi Mektep sokağın üst kısımlarında olup, 1958 yılında yapılmıştır. Bu çeşmenin de diğeri gibi tarihi değeri yoktur ve her iki çeşme de imam memba suyunu kullanmaktadır. Boğaziçi'nde Rumeli yakasının en eski yalısı, 17. yüzyılın ilk yarısı içinde yapılan Emirgüneoğlu Yusuf Paşa sahilhanesiydi. Yusuf Paşa'nın Divanhanesi olan yalı, 18. yüzyılda Hazine-i Hümayun baş yazıcısı Feyzizade Mehmet bey tarafından müstakil yalıya dönüştürülmüş, 19. yüzyılda ise el değiştirerek Mekke Şerifi Abdullah Paşa'nın malı olmuştur.Bu nedenle de Şerifler yalısı olarak anılır. Şerifler yalısı 1971 yılında Sait Çiftci varislerinden satın alınarak Türk İslam Eserleri Müzesi'ne verilmiştir. [ şerifler yalısı'nı aşağıda ki satırlarda daha detaylı olarak bulacaksınız.]
Emirgan-İstinye caddesi üzerinde ki iki katlı bina da tarihi eser binalardan olup, Mısırlı Fatma Sultan yalısı müştemilatındandı.Fakat 1946-1947 yıllarında yapılan yol genişletme çalışmaları sırasında ön kısmından kesilerek bir hayli değişikliğe uğramıştır. Emirgan'da bulunan bir diğer tarihi yapı, günümüzde müze olarak kullanılmakta olan Atlı Köşkdür. Biraz sonra aşağıdaki satırlarda çok detaylı olarak sunacağımız bu köşk, Sakıp Sabancı'nın ikametgahı olup müze olarak kullanılmaktadır. Emirgan'dan İstinye yönüne doğru yürüdüğünüzde, sol tarafta ve tokmak burnu mevkiinde, ulusal kurtuluş savaşı komutanlarından General Fahrettin Altay'a ait köşk de hayli eski bir yapıdır. Bu köşk bir aralar "Billur köşk gazinosu" olarak işletildi. Burada işletilen bir diğer lokanta da "Nuri'nin yeri" idi. Daha sonraları " Köşem restaurant" şimdilerde ise "Sultan restaurant" olarak işlev görmektedir. Bu köşkün biraz ilersinde Hindistan konsolosluk binası yer almaktadır. Bu sırada Muhlis Erdener, Sevatini, Sadıklar ve Cavit Çağlar yalıları dikkati çeken diğer binalardır. Boyacıköy
Boyacıköy, Emirgandan ayrı bir mahalle gibi algılansa da, Emirgan mahallesine bağlı eski bir yerleşim alanıdır. Sultan III. Selim tarafından "kırk kilise" denilen şimdiki Kırklareli'nden 1806-1807 yıllarında, şayak ve benzeri kumaşları boyamak ve boyama sanatını yaygınlaştırmak amacıyla getirttiği 40 kişilik Kafrariyofi(Kafkaryadı,kafkariyodi) ailesinin buraya yerleştirilmesi nedeniyle semtin adı Boyacıköy olmuştur. Emirgan'ın aksine Boyacıköy'de Rum ve Ermeni aileler çoğunlukta idi. Semtin tepe kısımlarında Rumlar ve Ermeniler, Kanlıkavak deresi boyunca ise Türkler yerleşmişlerdi. Boyacıköy'de boyacılık sanatı icra edilirken, sahil boyu da sayfiye yeri olarak büyük ilgi görüyor ve deniz kenarında ki yalılarda varlıklı aileler, devlet adamları, ünvan sahipleri ve zengin kişiler oturuyordu. Bu kişilerin pek çoğu Boyacıköy ve çevresine yazlık gelenlerdi. Boyacıköy'e kara yolundan gelindiği gibi deniz yolu ile de gelinebiliyordu. Burada Şirket-i Hayriye'nin bir vapur iskelesi vardı. Bu iskele 1930 yılında kaldırıldı. Deniz kıyısında eskiden var olan yalı ve sahilhanelerden hiç biri günümüze kadar ulaşmamıştır. Ancak ana caddenin üst tarafında hala bazı tarihi binalar vardır. Burada ki en önemli tarihi eserlerden biri 1837 yılında yaptırılan II. Mahmut han meydan çeşmesidir. Bu görkemli çeşme 1995 yılında onarılmıştır. Aynı ismi taşıyan bir başka çeşme daha vardır. Bu çeşme 1838 yılında II.Mahmut tarafından babası sultan I. Abdülhamid'in ruhu için yaptırılmıştır. boyacıköy'ün sırtlarında ve Şirin sokağın tam ortasında ki çeşme 1876 yılında yaptırılmış tarihi çeşmelerden biri olmasına karşın, onarımlar nedeniyle tarihi özelliğinin kaybetmiştir. Deniz kenarında ve ana cadde üzerinde bulunan kanlıkavak çeşmesinin yapılış tarihi bilinmiyor. Ancak bu çeşme son olarak 1988 yılında onarılmıştır. Dönüm sokakta bulunan Avni Baba çeşmesi de 1963 yılında yapılmış olup tarihi bir özelliği yoktur. Boyacıköy'ün en önemli tarihi yapılarından biri Mustafa özkan sahilhanesidir. 1873 yılında yapılan bu muhteşem yapı, orjinaline uygun olarak 1999 yılında yenilendi. Yine Boyacıköy'de gerek sahil boyunda gerekse üst taraflarda ve birçok tarihi eser, konak ve köşk bulunmaktadır. Sadece Sarıyer ilçesinin ve Boğaziçi'nin değil, belki de İstanbul'un en eski Eczanesi olan Boyacıköy eczanesi tam buradadır. Boyacıköy otobüs durağının hemen arkasında bulunan bu eczanenini kuruluş tarihi 1875 dir. Boyacıköy'deki bir diğer önemli müessese de Polis Moral Eğitim Merkezidir. Matbaacı İsmail Akgün tarafından Akgün Koleji olarak yapılan bina, sonraları Polis Moral Eğitim binasına dönüştürülmüştür. Denize nazır çay bahçesi, lokantası, dinlenme salonları ve otel kısmıyla hizmet vermektedir. Boyacıköy'ün kaynak suyu Kanlıkavak suyudur ve başka memba suyu da yoktur. Boyacıköy'ün yerli halkı Rum ve Ermenilerden oluşuyordu. Türk nüfusun artması çok yavaş olmuştur. Azınlık göçlerinin 1960 lı yıllardan sonra devam etmesi, buna karşın semtin Türkiye'nin çeşitli bölgelerinden göçler alması Türk nüfusun artmasında etken olmuştur. Emirgan Boyacıköy ile birlikte anılır. Böyle olduğu için tek muhtarlıktır. Hala en sıcak dostluklar ve arkadaşlıklar bu iki semt yerli halkı arasında devam etmektedir ve devam da edecektir. Sarıyer ilçesinin en eski okullarından biri olan şimdi ki Emirgan ilk öğretim okulu 1870 yılında Hidiv ismail paşa tarafından yaptırılmıştır. Önceleri dini eğitimin yapıldığı bu kurum, 1881 yılında modern eğitime başlamıştır. Bu okul " Mirgün-i Mektebi Rüştiye-i Zekkürin" adı ile erkek ortaokulu olarak eğitim verdi. 1934 yılında ise karma eğitime geçildi. 1960 yılında onarım gerektiği için kısa bir süre kapatılmış, 1986 yılında ise büyük bir onarım görerek "Emirgan ilkokulu" olan isim " Emirgan ilköğretim okulu olarak değiştirilmiştir. Size bu satırları yazan bendeniz de bu okuldan 1965 yılında mezun olmanın bahtiyarlığını yaşayanlardanım. Osman Saçmacı ilköğretim okulu, 1964-1965 öğretim yılında Karacapaşa ilkokulu adıyla açıldı. Okul 1997-1998 yılları arasında yeni ilavelerle büyütüldü ve ismi de Osman Saçmacı ilköğretim okulu olarak değiştirildi.
İlçenin en eski okulu olan Özdemir Sabancı lisesi, tarihi taş binalardan olup, Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali paşa'nın torunu Hidiv İsmail paşa tarafından 1867 yılında inşa edilmiş ve zamanın Maarif vekaletine hibe edilmiştir. Bu taş binada Inras-ı Mekteb-i İptidai(ilkokul) adı ile eğitim ve öğretim verilmeye başlanmış, ve bu okul 1910 yılına kadar kız ve erkek öğrencilere, daha sonra sadece erkek öğrencilere ilkokul olarak hizmet vermiştir. Bina 1934 yılına ortaokul olmuştur. Emirgan ortaokulu adı ile uzun yıllar eğitime katkıda bulunan bu okul 26. aralık 1978 yılında bir yangın geçirdi ve yandı. Onarımı Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yapılarak 1982-1983 öğretim yılında yeniden hizmete girdi. Bu arada Hacı Ömer Sabancı vakfı tarafından yapılan ilave dersliklerle ve laboratuarlarla bina genişlemiş, lise statüsüne geçerek Özdemir Sabancı adını almıştır. Emirgan Vapur İskelesi:
1914 yılından kalma, tipik tek katlı, ahşap boğaziçi vapur iskelelerinden biridir. Kurulduğu günlerden 1980 yılına kadar epeyve yolcusu olmuş, birçokları gibi o da zaman içersinde hizmet dışı bırakılmıştır. Ancak Emirgan halkının haklı direnişi ve halen Muhtarlık görevini yapmakta olan Baki Kızgınkaya'nın ısrarcı tutumu sonucunda yeniden inşa edilerek hizmete açılmıştır. Emirgan vapur iskelesinin, şimdilerde 50-60 yaşlarında olan bizlerde farklı bir anısı vardır. Eskilerde boğaz'ın iki yakasında ulaşımı sağlayan en önemli araç vapurdu. Hergün saat 16.10 önce Kanlıca'ya 16.20 de ise Emirgan vapur iskelesine uğrardı. İşte en zevkli anlar şimdi başlardı iskelenin hemen yanında denize giren bizler için. Vapurun iskeleden kalkmasına yakın, iskele çımacısının ve vapur görevlilerinin kovalamacaya dönüşen engellemelerine karşın gemiye tırmanır, kısa bir kovalamaca turunu da en üst güvertede kaptan yada diğer görevlilerle yaptıktan sonra (ki: bu arada vapur iskeleden uzaklaşmış olurdu.) büyük bir hazla denize atlar ve vapurun yanında oturanlarıda ıslatırdık. Boğazın masmavi sularında kulaç atarak büyüyen bizler için bir yaşam tarzıydı bu. Boyacıköy'den Kaya, Rahmetli Ali ve Rahmetli Vedat hala gözlerimin önündedir.
Şerifler yalısı:
ilk görülen bina, set üzerinde Şerifler yalısının üç katlı ahşap harem bölümüydü. 1940'lı yıllarda bir çokları gibi yıktırılmıştır. 1985 yılında ise "Yıldız fotoğraf albümleri" 'nde bulunan resmine göre yeniden restore edilmiştir. Bu arada aklımızdayken belirtmekte fayda var: Şerifler yalısının bahçesinde bulunan şamdan biçimli bir çam ağacı, anıtsal ağaçlar listesine alınmış, fakat yakın zamanda hangi hain yaptıysa, üç büyük kolu kesilmiştir.
İsmail paşa, mali ve siyasi sebeplerle Fransızların ve İngilizlerin bastırması sonucu Mısır'dan uzaklaştırılınca buraya yerleşmiş, ölümü üzerine metruk kalmış ve el değiştirmiş, sonunda yukarıda değindiğimiiz gibi 1945 yılında İstanbul Belediyesi tarafından satın alınıp yeniden düzenlenerek halka açılmıştır. Emirgan korusu yüksek duvarlarla çevrili olup yaklaşık 472.000 metrekarelik bir alana sahiptir. Korudan Boğaziçi'nin görünümü çok güzeldir. Tepeye yakın yerde birbiri ile bağlantılı iki gölet, iki de su aynası vardır. Göletlerin üst kenarında sünger taklidi dondurma taşlar yükselir ve bunlar adeta bir mağara görüntüsüne sahiptir. Küçük patika yollarla, merdivenler ve köprülerle mağaralara girip çıkılır. Koru içersinde üç adet köşk vardır ve bu köşkler Hidiv İsmail paşa'dan kalan köşklerdir. Binaların ve göletlerin yakın çevrelerine dikilen ağaçların sayısı 120 den fazladır. Koru içersinde serpiştirilmiş olan parkların düzenlenmesinde, yapıcısının etkisi ve zamanın modasıyla Avrupa sitili açıkca görülmektedir. Romantik İngiliz bahçe anlayışı buraya da girmiştir.
İstanbul Büyük Şehir belediyesi her yıl Mayıs ayında, koru içinde bir " lale bayramı " düzenlemektedir. İlk kez 1960'da gerçekleştirilen bu Lale bayramı, laleciliği geliştirmek ve teşvik etmek amacı gütmektedir. Emirgan korusuna girdikten sonra yukarı doğru devam ederseniz sizi pembe köşk karşılar. Klasik İstanbul Türk evi olarak yapılan köşk, son yaptığımız gezide, kasrına misafir olduğumuz Mısır Hıdivi ailesinden İsmail paşa tarafından yaptırılmıştır. sardunya pempesine boyanmış olan iki katlı köşk, İstanbul Büyük Şehir Belediyesi'ne bağlı olan Baltur tarafından kafeterya ve restaurant olarak işletilmektedir. Köşkün bahçesinde semaverden servis yapılan çayınızı içebilir, sandvicinizi yiyebilirsiniz. Hafta sonlarında ise belediyenin diğer işletmelerinde olduğu gibi açık büfeden istenildiği kadar yemek misafirlere sunulmaktadır. İç tefrişatı Müslüman İstanbul evi özelliğinde döşenen Pembe Köşk'te tarihle iç içe yemek yeme imkanınızda bulunmaktadır. Pembe köşk'ten çıkıp yürümeye devam ederseniz tepede konuçlandırılmış olan Beyaz köşk ile karşılaşırsınız. Korunun en büyük köşkü olan bu bina Turing kurumundan devir alındıktan sonra köklü bir şekilde restore edildi ve cafe-lokanta şeklinde işletmeye açıldı. Emirgan korusu'nun en ünlü köşkü ise Sarı Köşk'tür. Bu köşkün fotğrafları Türkiye'yi tanıtan albüm ve broşürlerde ve takvimlerde yer alan sarı Köşk, hem mimari özelliği hemde boğaz manzarası nedeniyle gerçekten de buradaki köşklerin en güzelidir. Hemen yanında bir de göl bulunan köşk, bize göre istanbul'da muhakkak görülmesi gereken yapılar arasındadır. Sarı köşk de, pembe köşk gibi cafe-restaurant olarak hizmet vermektedir. Ancak konu açılmışken muhakkak değinmek istediğimiz bir husus vardır ki o da: En son koruda yaptığımız geziden maalesef memnun kalmadık. Dünyanın bu nadide bahçesinde tam bir ilgisizlik ve bakımsızlık hakim. Köşklere gösterilen ilgi ise sadece korudan kaynaklanmaktadır. Bu husus yalnızca Emirgan ile de sınırlı bir durum değildir. Orman bakanlığı'na bağlı parklarda da aynı bakımsızlık görülüyor. Elimizde az sayıda bulunan ve bütün insanlığın kültürel mirası durumunda bulunan koruları, ormanları ve mesire yerlerini dikkatle korumak mecburiyetindeyiz. Maalesef bu hassasiyeti Emirgan korusunda da görememekteyiz. halbuki bu koruda yer alan ağaçların hemen hemen tamamı son derece öneme sahip, seçkin ve sayılı ağaçlar. Günümüzde bu ağaçların dipleri kelleşmiş. Korkuluklar bakımsız ve çöpler etrafa dağılmış vaziyette. Ne zamandan kaldığı bilinmeyen bir su deposunun hala orada ne aradığı bilinmiyor. Ne yazık ki elimizde ki değerlerin önemini kavrayamıyoruz. Ateş yakılması ve mangal hem Yıldız korusunda hem de Emirgan korusunda yasak olmasına rağmen, insanlar ateş yakmaya devam ediyor ve hiç bir görevli de bunları uyarmıyor. Osmanlı döneminde yazlık ve kışlık çiçek bahçeleri olan bu koruda, üç bahçıvanbaşı, 50-60 kadar da uzman bahçıvan 300 kadar da geçici işci çalışırmış. Eğer bu kadrolar halâ görevdeyseler, ne yazık ki biz bunların çalışmalarına rastlayamadık. Ama her şeye rağmen Emirgan korusu ve içinde yer alan köşkler muhteşem bir güzelliğe sahip. Özellikle hafta ortasında kimselerin olmadığı bu yerleri sizlere tavsiye ediyoruz. O çağda, Emirgan'ın tapu ve harita kayıtlarında Hıdiv İsmail paşa ön plandadır. Hıdivlik kalkınca, vereseden Satvet Lütfi Tozan; ondan da 1954 yıllarında Vali ve belediye reisi olan Lütfü Kırdar tarafından Belediye adına satın alınarak koru halka açılıyor ve Emirgan korusu adını alıyor. Ancak köşklerin eşyaları harap bir şekilde ve hurda fiyatına satılmıştır. Bu arada köşkler de uzun süre bakımsız ve boş kalarak viran hale geliyor. 1979 yılından sonra Türkiye Turing ve Otomobil kurumu tarafından (tahsis uygulamasıyla) kullanım hakkı verilmiş, restore edilerek Cafe/restaurant olarak hizmete açılmıştır. Köşklerden biri olan Pembe köşk (giriş gişesinin hemen yanında bulunan ), iki katlı olup Türk üslubunda ve ahşaptır. Sarı ve Beyaz köşkler daha yukarılarda olmalarına rağmen, Boğaz manzarası daha etkili ve daha derinlemesinedir. Pembe köşk: Türkiye Turing Otomobil kurumunun broşüründeki not aynen şöyledir: " pembe köşk klasik Türk evi stilindedir. 1982 yılında kurum tarafından restore edilerek alt katı Türk usulünde cafe, üst katı ise bir Boğaziçi kitaplığı olarak açılmıştır." Yolu takip ederek yukarıya doğru yürümeye devam ettiğimizde, sağda ki asfalt yol otoparka, sol tarafta bulunan asfalt yol ise havuza ve sarı köşke gider.