Engelli Cafe 55

Engelli Cafe 55 Contact information, map and directions, contact form, opening hours, services, ratings, photos, videos and announcements from Engelli Cafe 55, Cafe, samsun, Samsun.

18/06/2021

Kasabanın birinde zengin bir tüccar yaşarmış. Öleceği vakit vasiyetinde: “Ben mezara konulduğum gün kim gelir benimle bir gece mezarda kalırsa ona servetimin yarısını bırakacağım” demiş.

Çoluğu çocuğu, akrabaları servetin yarısı bırakılmasına rağmen bunu yerine getiremiyeceklerini düşünüyorlarmış. Kısa bir müddet sonra adam ölmüş.

Adamın vasiyeti kasabada zaten meşhurmuş. Bunu duyanlardan biri de kasabanın en ücrâ köşesinde yaşayan hamalmış. Adamın öldüğü haberini duyunca yakınlarına kendisinin bir gece mezarda kalabileceğini söylemiş. Bunun üzerine cenaze merasiminden sonra hamalı da adamla birlikte kabre koymuşlar.

Hamal: “Zaten bir tane ipim bir tane de küfem var. Kaybedecek bir şeyim yok. İyi ettim de bu adamla buraya girdim. Çıktığımda kasabanın hatırı sayılır insanlarından biri olacağım” diye düşünüyorken bir gürültü kopmuş ve dünyada daha önce hiç karşılaşmadığı yüzlere orada rastlamış.

Gelen melekler aralarında konuşuyorlarmış: “Bu ölü olan zaten elimizde. Onu istediğimiz vakit hesaba çekebiliriz. İlk önce şu canlı olandan başlayalım”.

Adam tir tir titriyorken başlamış melekler peşpeşe sorular sormaya: “Söyle bakalım ey falan oğlu filan. Küfenin ipini nereden buldun? Satın aldıysan ne kadara aldın? Kimden aldın?

Aldığın kişiyi dolandırdın mı? Hakiki değerinde mi verdin ücretini?”

Adamın dili dolanıyor sorulan sorulara cevaplar bulmaya çalışıyor, ancak o cevap verdikçe ip ile ilgili bir başka soru ile karşılaşıyormuş.

Gün ağarırken zengin adamın akrabaları gelmiş ve adamı mezardan çıkarmışlar. Sonra: Artık kasabanın sayılı zenginlerindensin. Anlat bakalım bir gece mezarda kalmak nasıl bir duygu? demişler.

Hamal:

“Aman, lanet olsun! İstemiyorum! Bütün mal mülk sizin olsun!

Ben bir ipin hesabını sabaha kadar veremedim, o kadar malın hesabını kıyamete kadar veremem herhalde...’’
Hayırlı Cumalar dilerim..

03/05/2021

Bir gün arkadaşımla sokakta tekerlekli sandalye ile gidiyoruz, acıktık yemek yiyeceğiz ama tekerlekli sandalye altımda doğal olarak bir yere gittik kapıda iki basamak giremedik devam ediyoruz tekrar bir yer bulduk derken orada da bir merdiven tek basamak ama benim için kocaman bir yükseltti. Sorduk rampa var mı yok ama biz yardımcı olalım. Tabi kabul etmedik kocaman sandalye ağır 90 kilo artı ben 70 kilo taşımak ne mümkün ve taşınmak ne acı psikolojik travma. Devam ettik üçüncü yine öyle dördüncüde düz bir yer bulduk ama seçim şansı kalmadı. Engelli olarak sadece belli yerde yemek zorundasın çünkü her yerde rampa yok sana uyumlu değil. Virüs sanırım küstürürülen engellileri anlama için fırsat oldu. Benim giremediğim yere kimse giremiyor masalar bomboş benim gibi kapıda alıp gidiyor herkes. Biraz düşünmek için zaman gelmedi mi hala. Teşekkür ederim okuyan paylaşan herkese.

03/05/2021

Artık engellilere uygun yapmadığınız kaldırımlar bomboş kalmış, küsmüş sokaklarına almadığınız engelliler için sokaklar. Çünkü siz fark etmiyordunuz ama hala kaldırımlar engelli için yüksekte çıkılmaz dağlar gibi geliyor tekerlekli sandalye için. Artık bu kapalı kaldığın dönemde sen de fark edersin engelin engelli olmanın bir yere gidememenin ne demek olduğunu...

03/05/2021

Virüs başlayalı bir yıl oldu hiç düşündünüz mü. Kapalı kalmak nasıl bir şey sorabilir miyim? Bir engellinin yıllarca kapalı dört duvar arasında yıllarını geçirdiğini hayal edip az da olsa empati kurabildiniz mi? Bir engellinin yıllarca zaman geçirmek için evde yaşadıklarını anlamanıza yardımcı olur belki bu tam kapanma. Sadece düşünün istiyorum. Bunu paylaşmaktan çekinmeyin. Engelliler sizin için zor olan şeyi yıllardır yapıyor. Yatağa mahkum eve mahkum artık siz de az da olsa düşünüp empati kurarsınız. Mahkumiyet engelli için yaşanacak alanlar olmadığı için oluyor...

29 Ekim CUMHURİYET BAYRAMİMİZ KUTLU OLSUN.....
29/10/2020

29 Ekim CUMHURİYET BAYRAMİMİZ KUTLU OLSUN.....

19/10/2020

Merhaba arkadaşlar , bu yaziyi yazmayi çok düşündüm.
Bir engelli kisi bir sağlam bir kisiyi sevemez mi? Bir aile için evladının mutluluğu Onemli değil midir? Neden herkes bir engelliye ön yargıyla bakar? Neden bu kisinin bu hayatta neler basardiklarina,ne zorluklar icinde bulunduğu yere geldigine,hangi engebeli yollardan geçtiğine bakmaz,bu kisi kizimi gercekten seviyor mu diye dusunmez, mutluluğu sağlar mi diye düşünmez? Ben yada bir baskasina doğarken seçenek sunulmadi bize....Eger ki bana bu hayata gelmek istiyor musun diye sorsalardi? Ben kesinlikle doğmak istemezdim. Çünkü engelli doğmayı ben secmedim.Evet ailede babada hakli olabilir ama SEvGi varsa o kisiler zorlu hayati kolay hale getirebilir. Yeterki bakis acisi degissin. İnsanlar icin hayat bir kat zorsa hayat bizim icin on kat zor. Ama bu zorluklar beni yıldırır mi? Hayir!!! Mücadeleye devam..... Fizik ve dis gorunus biz insanlari yanilgiya dusunuren en buyuk hatadir.inşallah bu önyargilar son bulması dilegiyle ....

Günün fotografi sevince her şeyin üstesinden gelinir.👏👏👏👏
13/10/2020

Günün fotografi sevince her şeyin üstesinden gelinir.👏👏👏👏

24/08/2020
11/08/2020

NEDEN KÖPEKLER İNSANLARDAN DAHA AZ YAŞAR?

İşte 6 yaşındaki bir çocuğun şaşırtıcı cevabı:

Bir veteriner olarak Belker isimli, 10 yaşındaki İrlanda cinsi bir kurt köpeğini muayene için çağrılmıştım.
Köpeğin sahipleri Ron, eşi Lisa, ve küçük oğulları Shane olmak üzere köpeklerine çok bağlılardı, ve bir mucize umuyorlardı.
Belker’i muayene ettim ve kanser sebebiyle ölmek üzere olduğu teşhisini koydum. Aileye Belker için yapacak bir şey kalmadığını ve izinlerine istinaden evde uyutarak ötenazi uygulamayı teklif ettim.

Gerekli hazırlıkları yaptıktan sonra aile 6 yaşındaki oğulları Shane’in de uygulamayı görmesinin iyi olacağını söyledi. Shane’in bu tecrübeden bir şeyler öğrenebileceğini düşünüyorlardı.

Ertesi gün yine boğazımdaki o tanıdık düğümlenme ve aile ile köpeğin etrafında toplandık. Küçük çocuk köpeğini son bir defa severek “Hoşçakal” derken o kadar sakindi ki, ne olup bittiğini anlamadığını düşündüm. Birkaç dakika içinde Belker sessiz bir şekilde hayata veda etmişti.

Küçük çocuk ilginç bir şekilde Belker’in gidişini herhangi bir zorluk yaşamadan kabul etmişti. Belker’e veda ettikten sonra aile ile oturmuş “köpeklerin neden insanlardan daha az yaşadığını” sorgularken küçük çocuk aniden “ben sebebini biliyorum” dedi. “İnsanlar iyi olmayı, doğru bir hayat yaşamayı ve herkesi sevmeyi öğrenmek için doğar ve yaşarlar değil mi?” Küçük çocuk konuşmasına şaşkın bakışlarımız arasında devam etti “Köpekler zaten bunların tümünü bildikleri ve uyguladıkları için bizim kadar uzun kalmalarına gerek yok ki!”

Küçük çocuğun konuşması üzerine düşünmeye başladım,

Basit yaşa
Koşulsuz sev
Derinden hisset
İyilikle ve içten konuş

Eğer köpekler birer öğretmen olsalardı bize neler öğretirlerdi?

Sevdiklerin eve geldiklerinde mutlaka koş ve karşıla
Hiçbir eğlence ve mutlu olma fırsatını kaçırma
Yüzüne vuran rüzgâr ve temiz havanın keyfini delicesine çıkar
Kısa uykulara dal
Kalkmadan önce germe hareketleri yap
Her fırsatta koş, zıpla ve oyna
İlgiden sıkılma ve insanların sana dokunmasına izin ver
Küçük bir havlama yeterli ise sakın ısırma
Sıcak günlerde küçük bir mola verip sırt üstü çimlere uzanmayı unutma
Çok sıcak günlerde bolca su iç ve gölgeye sığınmayı unutma
Mutlu olduğunda tüm vücudunla dans et
Küçücük yürüyüşlerin bile keyfini çıkar
Sadakatli ol
Asla olmadığın birisi gibi hareket etme
Eğer istediğin şey derinde gömülü ise onu bulana kadar pes etme ve kaz
Eğer birisi üzgünse sessizce yanına otur ve kibarca destek ol

İşte köpeklerden öğrenebileceğimiz mutluluğun sırları!

Yazar: Bilinmiyor
Çeviri: Erkan Hoşsöyler

04/08/2020
03/08/2020

NoktA Üşenmeyin sonuna kadar okuyun gözlerim doldu 😥

Delikanlı Askeri Deniz Lisesini kazanır ve Heybeliada da okula başlar. Bu arada tanıştığı o Çanakkaleli kıza aşık olmuştur. Okulla beraber aşkını büyüterek geliştirir. Arada mektuplaşmalar yazışmalar ve gün gelir okul biter. Deniz Harp Okulunu da bitiren delikanlı artık Teğmen olmuştur.

Yine her zaman buluştukları kır kahvesinde buluşmak için randevulaşırlar. Önce delikanlı gelir sonra da genç kız. Genç kız geldiğinde delikanlının yüzü düşmüş suratı asık onu beklemektedir. Genç kız bu suratı hiç beğenmemiştir. Ayrılık vakti geldi diye düşünerek hazırlamıştır kendini. Önceki buluşmalarda ki o heyecan o sevinç artık yoktur delikanlıda. Usulca yanına yaklaşır ve "Hoş geldin" der. Kuru bir "sen de hoş geldin" diye aldığı cevap iyice hüzne boğmuştur genç kızı. Artık bu aşkın sonuna geldiğini düşünerek sorar;

- Senin bir sıkıntın mı var?

- Evet!

- Hadi söyle o zaman, her şeye hazırlıklıyım.

- Yaa beni bir denizaltıya verdiler. dedi kızgınca.

Genç kız artık rahatlamıştır. Sorunun kendisi değil denizaltı olduğunu duyunca içinden bir ohh çeker.

- Ne var bunda? diye sorar genç kız.

- Yaa öyle deme, biz denizciler gemideyken sevdiklerimizle haberleşemiyoruz denizaltıdan nasıl haberleşeceğiz? Delikanlı üzgün bir sesle sorar genç kıza;

- İstersen ayrılalım!

- Hayır asla. Ben seni bırakmam . diye cevaplar genç kız.

Delikanlı beklediği bu cevabı alır almaz heyecanlanır ve elinde tuttuğu paketi kıza uzatır.

- Sana armağan getirdim al.

Kızın kalbi hızla atmaya başlar. Neredeyse duracak gibi olur ve içinde yüzük olduğunu tahmin ettiği paketi heyecanla açar ama şaşkınlıktan duraklar. Paketin içinde bir fener ve mors kitabı bulunmaktadır. Kız şaşkınlıkla yine sorar.

- Bunlar da ne?

- Yaa biz Çanakkale boğazından denizaltı ile çok geçeceğiz ve geçişlerimiz hep satıhtan olur. Sen de fenerle mors alfabesini kullanarak sana haber verdiğim zamanlarda yazışırız. Olmaz mı?

- Bunlarla mı yazışacağız? diye sorar genç kız yeniden.

- İstemiyorsan ayrılalım. der delikanlı.

- Yok hayır. der gençkız. Ayrılık yok yaşasın mors. diye yineler delikanlıya.

Genç kız mors alfabesi üzerinde çalışmaya başlar. Tüm detayıyla öğrenir ve kullanabilir hale gelir artık. Bir kaç gün sonra haber gelir delikanlıdan. Gelen mesaja göre 5 gün sonra gece saat 01:00 de geçeceğini ve kendisine mesaj yazmasını kendisinin de ona mesaj yazacağını iletir. Gençkız söylenen zaman ve saatte pencerede hazır bekler. Gelibolu da denizaltı denizden süzülerek geçerken çevrenin zifiri karanlığında uzaklardan bir yerden yanan ışık pırıltılarını fark eder güvertedeki komutan ve diğer subaylar. İçlerinden birisi,

- Bakın bakın ilerden bir yerden ışık yanıp sönüyor. diye dikkat çeker.

- Çabuk okuyun bakalım ne diyorlarmış. diye emir verir komutan. Subaylardan biri heceleyerek okur;

- Se ni se vi yo rum.

- Bu ne lan. der komutan.

Hemen yanında duran delikanlı Teğmen,

- Efendim, o benim sevgilim. der en lirin haliyle.

- Ne iş oğlum bu?

- Efendim mors alfabesi hediye etmiştim ve ben geçince bana yazarsın demiştim işte o. diye cevaplar delikanlı Teğmen.

- Vayy be aferin lan! desene biz bunca zaman boğazları hep boş geçmişiz.

- İzin verir misiniz komutanım ben de bir mesaj yazayım.

- Neyle?

- Cep fenerim var komutanım. der delikanlı teğmen.

- Lan ne feneri aç projektörü geç başına ver mesajını. der komutanı Teğmenine.

Projektörü açan teğmen yanıp söndürürken sanki Gelibolu'yu yakıp tutuşturuyordu aşkından. İlk kez böyle bir şeyle karşılaşan Gelibolu sanki uzaylılar istila etmiş gibi heyecan yapmışlardı teğmen ile gençkızın aşkından.

Gelen mesajları heceleyerek kağıda dökmeye çalışan gençkız denizaltı geçtikten sonra elindeki kağıdı okudu. "Sonsuza kadar" yazılıydı delikanlıdan gelen mesajda.

Bu olay tüm denizaltıcılar arasında duyulmuştu. Artık herkes delikanlı Teğmen ile gençkızın aşkını anlatıyordu.

Birkaç gün sonra bir haber daha gelir. " Bir hafta sonra gece saat 02:45 de pencerede ol ben geçiyorum bana mesaj yaz. Ama dikkat et konvoy halinde geliyoruz ve ilk denizaltıda ben varım sakın sırayı şaşırma. "

Gençkız yine söylenen saatte pencerede bekler. Gecenin karanlığında Ege denizinden Çanakkale boğazına giren denizaltılar süzülerek ilerliyorlardı. Genç kız fenerini yakıp söndürerek mesajını vermeye başladı. Denizaltıdaki mesajı gören denizciler;

- Bakın bakın ışık yanıp sönüyor okuyun; "se ni se vi yo rum"

- Vay be, duyduğumuz doğruymuş böyle bir aşk varmış. der denizaltının kaptanı Bahri Kunt.

- İyi de bu kızın sevgilisinin denizaltısı öndeydi niye bize mesaj yazdı ki? diye kendine sormadan sormadan edemez kaptan.

- Efendim herhalde uyuyakaldı ya da sırayı şaşırmıştır. diye cevaplar subaylardan biri.

- Yahu geçip gideceğiz şimdi kız haber almazsa yanlış anlayacak rahat uyuyamaz. Nasılsa gecenin karanlığı kimse anlamaz açın şu projektörü. emrini verir kaptan Bahri Kunt.

Ve mesajı gönderir "Sonsuza kadar"

Tarih 04/04/1953 o konvoyun 1. gemisi Dumlupınar Çanakkale Nara burnu açıklarında İsveç Bandıralı ve buzkıran donanımlı bir geminin çarpması sonucu Boğazın derin sularına gömülmüştü. 2. Gemi bunu hiç fark etmeden devam etmiş ve boğazdan ilk geçen gemi olmuştu. 81 Denizcimiz ile beraber o delikanlı Sonsuza kadar sürecek olan son uykularına dalıyorlardı.
_____________________Sunay Akın

01/08/2020
Timeline Photos
31/10/2015

Timeline Photos

Engelli Cafe 55
31/10/2015

Engelli Cafe 55

Engelli Cafe 55
31/10/2015

Engelli Cafe 55

Engelli Cafe 55's cover photo
31/10/2015

Engelli Cafe 55's cover photo

Address

Samsun
Samsun
55550

Telephone

01101011000

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Engelli Cafe 55 posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Category

Nearby restaurants


Other Cafes in Samsun

Show All

Comments

Bu sadece benim hikâyem değil, benzer durumda olan yüzbinlerce arkadaşımın yaşamı da üç aşağı beş yukarı bu şekilde. Yani kişisel trajedi olarak dramatize edilecek yaşamlarımız yok! Ama bu demek değil ki her şey güllük gülistanlık! Bilakis, etrafımız kamusal kararların dışlayıcılığı ve çevremizdekilerin umursamazlığı nedeniyle örümcek ağlarıyla dolu. İki lafından biri “birlikte yaşamak, kardeşlik, dayanışma, aile, komşuluk, dostluk, iyilik, vicdan, saygı, özgürlük” vb. olan politikacılar, bürokratlar ve sizler, uzandığımız her yere oracıkta takılıp kalmamıza neden olan ağlar bırakıyorsunuz. Bir başka deyişle, aslında bakıma ihtiyaç duymayı zor hale getiren sizlersiniz. Sakat komşu istemeyen, ana okulundaki sakat çocukları “çocuklarımızın psikolojisi bozuluyor” diye evlerine gönderten, mahalledeki okulda eğitim görmesini engelleyen, sakatlığıyla alay edip sınıfta küçük düşüren, hasbelkader eğitim almışsa iş arkadaşı olarak görmek istemeyen, işe almayan, aşılmaz kaldırımlarla, ulaşılmaz yollarla, binilemeyen toplu taşıma araçlarıyla dışarı çıkmasını engelleyen, bakım ihtiyacı ve gelir desteği için yanlış değerlendirmeler yaparak büyük çoğunluğu sosyal güvenlik şemsiyesinin dışında tutan, bütün yükü ailenin sırtına bindiren, hastanelerde rapor çilesini ve saygısızlığı reva gören, sürücü belgesi almasını engelleyen, emeklilik hakkını bürokratik çileye döndüren, saygın vatandaşlık hakkını zekât mantığıyla iane vermeye döndüren, görüşü alınacak saygın bireyler olarak masaya oturtmayan, sevmeyen, saygı duymayan, kızına sakat damat, oğluna sakat gelin yakıştırmayan, selamı esirgeyen, hâsılı sakatları dışarda tutmak için yapılması gereken her şeyi layıkıyla yapan, sizlersiniz! NOT : "3 Aralık Dünya Engelliler Günü" Engelli bir insana sakın Engelliler Gününüz Kutlu Olsun demeyin lütfen. Engelliler Günü kutlanacak bir gün değildir. Engelliler Gününde; biz engelilerin sorunları konuşulur. bizlerin yaşadıkları sağlık sorunları, bizlerin sunulması gereken iş imkanları, engelinin yaşamını kolaylaştıracak fiziksel şartlar konuşulur.
29 Ekim'de Cumhuriyeti ilan ettik. Şimdi coşku ve gururla 97. Yılını kutluyoruz. Bu kutsal dava uğruna hayatlarını kaybeden aziz şehitlerimizi ve Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK'ü rahmetle anıyoruz. En büyük zaferler ağır kayıplarla elde edilir. Her zorluk daha da bilginleştirir ve yüceltir. Tarihe adı geçenler de zafere giden yolda karşılaştıkları güçlüklere karşı yılmadan ilerleyenlerdir.. CUMHURİYETİMİZİN 97. YILI KUTLU OLSUN