20/02/2014
AMAN HAAAA SAKIN FİNCANCI KATIRLARINI ÜRKÜTMEYİN
Hoca bir gün mezarlıkta gezinirken, olacak bu ya, ayağı kayar, eski,
çökmüş bir mezara düşer. Kalkıp üstünü başını silkerken birden aklına gelir,
dur bakayım der, şuraya ölü gibi uzanayım, soru melekleri gelir mi?
Mezara upuzun uzanır, gözlerini kapar, hulyaya dalar. Tam o sırada
uzaktan uzağa çan sesleri duyulmaya başlar. Çan, hayvan, insan sesleri
gittikçe yaklaşır. Hoca, eyvah, der, aksi zamana rastladı tecrübem, galiba
kıyamet kopuyor. Dur bakayım, dünya ne halde?
Birden kabirden davranıp kalkar. O sırada da fincan yüklü katırlar,
mezarın başına gelmişler; hoca, birden kabirden fırlayınca ürkerler, çifte
atmıya, oraya buraya koşmıya başlarlar. Çoğunun yükü devrilir, fincanlar
tuzla buz olur.
Katırcılar, Hoca’yı yakalayıp, kimsin sen, ne arıyorsun burada? derler.
Hoca, ahret ehlindenim, dünyayı seyre çıkmıştım der… Dur derler, biz sana
dünyanın kaç bucak olduğunu gösterelim. Hepsi birden, başına üşüşüp
Hoca’yı bir iyice döverler, yere serip, katırlarını toplarlar. Kırılmıyan yükleri
yükleyip yollanırlar.
Hoca zorla kendine gelip kafa göz, yara bere içinde, geç vakit evine
döner. Karısı sorar:
—Efendi, bu ne hal?
Hoca, öbür dünyadan geliyorum, der.
Karısı, ya, peki ne var ne yok öbür dünyada? diye sorar.
Hoca,şu cevabı verir:
—Fincancı katırlarını ürkütmezsen karıcığım, hiçbir şey yok.