11/09/2017
Gerçek dostlukların kişiye sorumluluk yüklediğini, zaman istediğini ve kişiye ağır da gelebileceğini düşünürsek, yalnızca gençlerin değil, erişkin birçok insanın da neden internet üzerinden, bağlayıcılığı olmayan parasosyal mecralara kaydığını da anlayabiliriz.
Örneğin Facebook’ta ‘arkadaş’ topluyoruz her gün ama onlarla gerçekten sosyal bir iletişim içinde değiliz. Facebook, dostlukların değil ‘profil’ bağlantılarının kurulduğu, gerçekliğin sınırında duran bir boşluk aslında.
Şimdilik ama, tek başınalık duygumuzla başa çıkmanın başka bir yolunu bulabilmiş de değiliz. Ya da en kolay yolu bu. Sabah kalktığımızda daha yüzümüzü yıkamadan Whatsapp’a, Twitter’a, Facebook’a, Instagram’a bakıyoruz. Hayatımızın o döneminde hangisi, bilinmez hangi nedenle, ön plana çıkmışsa sıralama değişmek üzere, ama çoğunlukla hepsine birden. Hiçbir şey de kaçmasın istiyoruz çünkü.
Çağımızın yakınlıktan delice korkan ama tek başınalıktan da ıstırap çeken bireyleri olarak ne kadar ‘like’ edildiğimizi, takipçilerimizin sayısının artıp artmadığını, evde oturduğumuz bir hafta sonunda başkalarının ne kadar eğlendiğini, eski sevgilimizin kimleri takip etmeye başladığını, kimleri ‘like’ ettiğini, kimlerle ‘arkadaş’ olduğunu, bize örtük ya da açık bir mesaj gönderen olup olmadığını kontrol ederek başlıyoruz güne. Yan taraftaki yastık boş ya da dolu, fark etmiyor artık...