03/06/2024
Yaşamak… Her şeyi ile; aşkı, acısı, sevinci, yalnızlığı, dost sohbeti ile yaşamak. Ve doğanın tadını çıkararak, biricik Dünya’nın güzelliklerini gezerek ve insanın yarattığı sanatla, edebiyatla, estetikle yaşamak…
Görmek, tatmak, okumak, dokunmak… Yani deneyimlemek hayatı her haliyle. İnsan son nefesinde “Yaşadım” diyebilmeli. Hayat, tüm deneyimlerimizin bir bütünü.
Nazım “yaşadım” diyenlerden ve yüreğindekileri şiire dökebilenlerden. Ölüm yıldönümünde ölümüyle değil yaşamıyla anmak isterim onu. Ne güzel demiş:
“Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından. ”